Enflasyonla Mücadele Teorisi Çöktü

5 10 2006

I.BÖLÜM 23.09.2006

Son sıralarda ülkemiz gündeminin farlı konularda yoğunluğu sebebiyle, ekonomik gelişmeler ve sonuçları pek tartışılmıyor. Gündemde her ne kadar arkalara düşse de, şu sıralarda çok önemli bir ekonomik sonuç ile karşı karşıyayız. O da enflasyonla mücadele teorisinin çöküşüdür.

Yaklaşık 20 yıldır, ülkemizde neo-liberal politikaların uygulanma gerekçesinin merkezinde “enflasyonla mücadele” politikası vardır. Her şey buna göre ayarlanmıştır. Merkez Bankası’na verilen tek görev de budur; fiyat istikrarını sağlamak!

Bugüne kadar neo-liberal politikalar, halka hep şöyle telkinde bulundu: “yüksek enflasyon, bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felakettir. Ekonomi politikalarının en büyük görevi enflasyonu düşürmek olmalıdır”. Bu telkinattan sonra da hep düşük enflasyonlu gelişmiş ülkeler örnek gösterildi. Ancak, onların gelişme süreçlerindeki yüksek enflasyon hep gözardı edildi.

Son 20 yıldır ülkemizde söylenen bu politikalar şu şekilde süsleniyordu. Enflasyonu düşürebildiğimiz takdirde hedeflediğimiz makro-ekonomik dengelere ulaşarak ulusça istediğimiz ekonomik ve siyasi istikrarı yakalamış olacaktık. Enflasyonu tek haneli rakamlara düşürünce, kamu finansmanı bundan olumlu bir şekilde etkilenecekti. Kamu finansmanının olumlu etkilenmesi ile bir güven ortamı oluşacak ve böyle bir güvenli ortamda faizler de düşecekti. Böylelikle, hem bütçe imkanları hem de özel kesimin tasarrufları üretken yatırımlara kanalize olacaktı. Bundan da en çok faydayı emek sağlayacaktı. İstihdam artacak yani işsizlik azalacak ve adil gelir dağılımı olacaktı. Böyle bir ortamda, ülkemizde fabrikalar açmak ve çeşitli yatırımlar yapmak için yabancı sermaye de koşarak gelecekti. Güven ortamının ve yatırımların artmasıyla da üretim artacak, ihracat patlayacak ve ithalat azalacaktı.

Bu güzel ortamı gören devlet, yavaş yavaş ekonomiden elini çekecek ve daha rasyonel çalışacaktı. Bunun sonucu olarak da devlet vatandaşına daha kaliteli hizmet verecekti. Neticede, yaşam standartları da yükselecek ve güçlü bir orta sınıf ile aydınlık geleceğe koşar adım gidecektik. Kaliteli bir eğitim veren, Ar-Ge yatırımlarına önem veren, teknolojik yatırım yapan güçlü ve müreffeh bir ülke olacağımızdan şüphe yoktu. Bütün bunlar düş değil, enflasyonun düşürülmesi ile birlikte gerçekleştirilecek olan hedeflerdi. Dolayısıyla her şey enflasyonun düşürülmesine bağlı idi. Amiyane bir tabir ile, enflasyonu bir düşürdük mü, artık bize karada ölüm yoktu.

Peki şimdi ne oldu?

Enflasyon tek haneli rakamlara düştü. Hedef yüzde 5. Daha da düşecekmiş.

Sonuç?

Hedeflenen makro-ekonomik dengeler kurulamadı. Borçlarımız 350 milyar doları aştı. İstediğimiz ekonomik ve siyasi istikrar yakalanamadı. Faizler düşmedi. Kamu finansmanı olumlu etkilenmedi. Devlet borcunu borçla çevirmeye çalışır hale geldi. Yatırım bütçesi çok daraldı. Devlet yatırım yapamaz hale geldi. Özel sektör zaten küçülüyor ve hayatta kalma mücadelesi veriyor. Yatırımlar durdu. İşsizlik azalmadı, tam tersine, arttı. Gelir dağılımında inanılmaz uçurumlar oluştu. Ülkemize yabancı yatırımcılar değil yabancı tefeciler (sıcak para) geldi. İhracat patlar gibi yaptı ama ithalat ondan çok daha müthiş bir şekilde patladı. Devletin elindeki ekonomik yatırımlar sağa sola peşkeş çekildi. Bunun sonucu olarak da devlet vatandaşlara kaliteli hizmet veremiyor. Eğitim sistemimizde sıfır çekenlerin sayısı çok arttı. Ar-Ge yatırımları ya da teknolojik yatırımlar diye bir şey de yok.

Sonuç; ülkemizdeki neo-liberal politikaların ana direği olan enflasyonun düşürülmesi politikası, iddiaların tersi ile sonuçlandı. İflas etti ve bitti.

Yaklaşık 20-25 yıllık bir yalan, acı bir gerçekle son buldu; Ülkemiz hızla bir karanlığa doğru sürükleniyor.

 

Doç. Dr. Mete Gündoğan

 


İşlemler

Bilgi

Yorum yapın